Tüm gün karısının soru soran bakışlarına maruz kalmasına rağmen evden çıkmamıştı.Salonda akşama kadar boş gözlerle televizyonun karşısında oturdu.Göz ucuyla Sırbistan'ın maçını takip etse de son birkaç gündür basketbol adına hiçbir şey duymak istemiyordu.Tüm hayatı boyunca gittikçe kapital düzenin hakim olduğu bu dünyada kendi doğrularıyla yaşamaya çalıştı. Partizan'a adadığı hayatının getirdiği sonuçların bu olmasını beklemiyordu belki de. Türkiye maçını izleyip izlememeyi düşünürken telefonu çaldı.Arayan Grobari'nin psikopat lideri Šule'ydi..
-Dule haberler kötü.Petar'ı getirip seni gönderiyorlar..
Dule cevap vermedi.Yüzünde acıyla karışık bir gülümseme ile telefonu kapattı.Petar'ı severdi.Kader birliği edip sorun yumağı Partizan'ı ayakta tutmaya çalışmışlardı.Ama Partizan'ı daha çok seviyordu.Pionir'a girdiğinde dakikalarca ayakta alkışlanmayı mağlubiyetten sonra bile adının haykırılmasını da aynı şekilde. Karısına biraz hava alacağını söyleyip çıktı evden. Skadarlija'ya gidiyordu...
Burası Belgrad'ta en sevdiği mekandı.En mutlu günlerini burada kutlamıştı ama bugün o günlerden biri değildi. Diabet hastalığından dolayı yasak olsa da bir bira söyleyip arka masalardan birine oturdu.Mekandaki herkes durumun farkındaydı ve ne yapacaklarını bilmez şekilde ona bakıyorlardı. Belgrad'ın bu tarafının halk kahramanı için yolun sonunun geldiğinin onlar da farkındaydı.
Kafasını dağıtmaya çalıştıkça düşüncelere daha çok batıyordu.Sahi nasıl gelmişlerdi bu duruma.Kulüp borç batagındaydı ve 5m euroluk borcu ödemeleri için gereken sponsorları bir türlü bulamıyorlardı. Danilovic'e bu konuda ne gerekiyosa yapmaya hazır olduğunu söylemişti.Hatta para almadan bile çalışırım demesine rağmen Danilovic yönetim kurulunu toplayıp onun hakkında karar vermeye çalıştı.Hayatı boyunca bu kulüpte sorgulanamayan adam olmaktan kovulmaya giden süreç canını yakıyordu.Yönetim onun pozisyonunu tartışırken Pionir'ın önüne gelen binlerce Grobari mensubunun saatlerce adını haykırması gururunu okşamıştı.Ama bu tepki bir yandan da kadim dostu Danilovic'in sonunu getirdi.Bir an onu aramayı düşünse de sonra vazgeçti, bugün yalnız kalmalıydı.
Aklına Pekovic geldi.O an gülümsedi.İlk antrenmana geldiğinde onun bir gerizekalı olduğunu düşünmüştü.Basketbol yetenekleri dışında sosyal olarak da onu geliştirmek için uğraşmıştı.Sonra ona verdiği kitabı hatırladı. Dostoyevski'nin Kumarbaz'ını içine 50 euro koyup vermişti ona.2 hafta sonra kitabı içine koyduğu parayla geri iade ettiğinde okumadığını anlayıp çok sinirlendiğini,ona ''büyük bir basketbolcu olsanda asla büyük bir karakterin olamayacak'' dediğini hatırladı.Sonra Pekovic'in parayı,Partizan'a tercih edip tüm ısrarlarına rağmen Panathinaikosa gitmesini düşündü.Bugün o Pekovic onu gönderip yerine Bozic'i getiriyordu.Hayat çok enteresandı ve Dule ikinci birasını söylerken buna lanet ediyordu.
Kendi hataları da vardı elbette.Ailesini hep geri planda bırakmıştı.Eşinin söylediği ''Dusko çocugunun kaç yaşında olduğunu bilmez ama Tepic'in günde kaç şut soktuğunu bilir''açıklaması geldi aklına ve ufak bir tebessüm oluştu yüzünde.Çocuklarının eğitiminden çok altyapı oyuncularının eğitimiyle ilgilenmişti.En büyük pişmanlıklarından biri buydu.Hayatı boyunca parasal düzeni inkar edip basketbol ilkeleriyle yaşayan bi adam olsa da 2010'da Vatutin'in önüne koyduğu bol sıfırlı kontratı kabul edip CSKA'ya gitmesi gibi.O cadı kazanına 4 ay dayanabilmişti.Ya da 1991'de yine ayak oyunlarıyla Zeljko Obradovic'in yerine getirilmesine sinirlenip bir gün sonra Kızılyıldız'a imza atması gibi.Oyunculara karşı da çok sertti. Her şeyi Partizan için yaptığını düşünse de Bogdanovic'in boğazını sıkmamalıydı belki.Yada Bertans'a kameralar önünde küfredip kulüpten kovmamalıydı. 2002'de Kızılyıldız ile oynadıkları bir maçta Kızılyıldız başkanının annesine küfür edildiği için maç esnasında Grobari taraftar grubunun üstüne yürüyen bir adamdan, ahlakı ve karakteri sorgulanan bir adama evrilmek canını acıtıyordu.Karadağlı olması nedeniyle ayrılış günlerinde vatanı ve sadakati sorgulanırken benim vatanım Partizan diyecek kadar sevmişti o bu kulubu.Oysa şimdi çoğunluk onun bu sevgisinin kulübe verdiği zarardan bahsediyordu.Mekandaki herkes onu izlerken o kendi iç hesaplaşmasını yapıyordu. Vujosevic'in bu gece canı çok yanıyordu...
Buraya ilk geldiğinde 28 yaşındaydı.Koçluk kariyerinde kazandığı ilk şampiyonluğu burada kutlamıştı.28 yaşında altyapıdan 3 oyuncu takviyesiyle Boza Maljkovic'in Split'ine ve Durovic'in Kızılyıldızına baş kaldırmasının sonuçlarıyla gururluyken buradaydı.Bir halk kahramanı gibi gelip tebrikleri kabul etmişti o gün.Şimdi ise herkesin acıma ve hüzün dolu bakışlarını üzerinde hissediyordu.Kafasını kaldırıp televizyona baktı.İspanya yenilmek üzereydi.Yıllar sonra ilk defa eve geç kalmaması gerektiğini düşünüp kalktı masasından.Temiz ve serin hava ciğerlerini doldurduğunda çocukluğunun geçtiği Titograd geldi aklına.İçindeki karamsarlıktan bir nebze olsun kurtuldu.Titograd'da henüz çocukken kurduğu hayallerine ulaşmış bir adamdı o ve sonucu ne olursa olsun bundan mutluydu.O an Grobari'nin efsane marşı ''da volim crno bele''yi mırıldanmaya başladı. Dule artık evine dönüyordu...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder