1995 nisanıydı belki de mayıs. Komşumuz Emrah abilerde takılıyodum. Lakabı Lambada Emrah'dı. Pideci babasının arabada son ses Koama'dan Lambada'yı açarak mahallenin kızlarının aklını alma misyonunu üstlenmiş ve başarıyla bu görevi ifa eden bi abiydi. Milli servete katkısı sadece düzenli benzin alışverişi olan bi adam olsa da güzel abiydi.Bu ayrıntıya çok takılmadan mevzunun özüne dönecek olursak o akşam Emrah abim maç izliyor bende mal mal televizyona bakarak ona eşlik ediyordum.Emrah abi çok acaip basketbol hastasıydı ve o akşamda Euroleague finalinde Real'i izliyodu.Farkında olmadan Sabonis'i ilk izlediğim maçtı yada Arlauckas'ı.Ama o onlardan ziyade Obradovic'den bahsediyordu. ''Bu adam büyük adam alayının amına koyacak'' gibi o yaşlarda beni aşan cümlelerle bana basketbol sevgisi aşılamaya çalışsa da spor mevzusu ''Ali Şen başkan Fenerbahçe şampiyon'' sloganından ibaret olan benim için biraz anlaşılmaz mevzulardı. Maçı Real kazanmıştı ve bu Obradovic'in 4 yılda 3. avrupa şampiyonluğu oluyordu. Maç sonu taraftar refleksiyle ''abi bu adam bize gelmez mi'' desem de ''gelmez amk'' cevabı Obradovic defterini benim için açılmadan kapatmıştı...
Bi kaç yıl sonraydı.Şimdilerde tarihe karışmış Yeni Yüzyıl gazetesinin spor sayfasında en altta küçük puntolarla yazılmış bi haber vardı.''Fenerbahçe Obradovic ile görüsüyor''.Internet yok, haberlerde basketbolu umursayan yok. Haber almak anadolunun vasat bi ilçesinde neredeyse imkansız yani..Günlerce pedere Yeni Yüzyıl aldırdım.Babam sevinç ve şaşkınlıkla ''Lan olum bu ne okuma aşkı amk'' derken ben sayfalarda görüşmenin sonucunu okumaya çalışıyordum. Gazetede bir daha Obradovic yazmadı..O zamanlarda Emrah ''Haydi şimdi gel'' derken benim için Obradovic defteri 11 yıllık vasat hayatımda 2.kez açılmadan kapanıyordu...
Yıllarca takip ettim.Her gittiği takımı imkanım oldukça izledim.Onun benden haberi yoktu yada benim gibi platonik takılan onlarca kişiden.. O kupa aldıkça ben takımım kazanmış gibi seviniyordum..Sonra İtalyan abim geldi. Ağzımıza oluk oluk sıçsa da hala manevi abimdir Pianigiani..Halil Üner, Murat Özgül görmüş adamım ben Zeljko zaten asla gelmez o şartlarda olabilecek en iyi adamdı o. Yaz boyu sezonu bekledik sezon başladığında da bi an önce sezonun bitmesini.. O facia Barcelona maçında bile bir ihtimal takım düzelmiştir umuduyla hatunun doğum gününde hasta ayağı yapıp evde kalan adamdım ben.İlk yarı bittiğinde benim gözler utançtan hatunun gözler ''ben ne yapacağım bu adamla bi ömür'' umutsuzluğuyla yaşlıydı..O uzaklarda kazandıkça benim içimdeki basketbol sevgisi her gün daha da çok kaybediyordu.
Farklı bir toplumuz biz.Çok çabuk yüceltip aynı hızda yerin dibine sokuyoruz.Spor, siyaset, özel hayat her alanda böyle.Her yeni çıkan adam kurtarıcı,her yeni oyuncu yıldız,her siyasetçi yeni Atatürk yada hayatımıza giren her kadın hayatımızın aşkı...Obradovic gibi saf başarılı ve istikrarlı bi adam belki de bu toprakların kimyasına uymayacağından gelmiyordu buralara. Zaman geçtikçe hayali bile kafamda yer etmiyordu artık. Sonra bir temmuz günü o geldi dediler.İnanması zor haber. Sonuçta 18 yıllık platonik aşk ortada ve sen Orhun Ene mi Mahmuti mi derken o çıkıp geliyor. İlk konuşmasını soluksuz dinliyorum.
''Ben buraya ikinci olmaya gelmedim'' gibi cümleler kuruyor. Orta direk aile çocuğuyuz biz.Baba anne bir sürü söz verir belki birini yapar.Yada bakarız der geçer ama baktığıyla kalır sende elde edemediğinle. Euroleague şampiyonluğu da benim için o hesap.Her gelen söz verir sezon ortası bakarız der sonra çıkıp gider ve yine beklersin yine umut edersin...
Maccabi 3. maçı nasıl izlediğimi hatırlamıyorum.Kazandığımızda ne hissettiğimi de.Düşündüğüm tek şey 18 yıl önce Real ile kupayı aldığında kameradaki adamla o an izlediğim adam aynıydı ve bu gelmesinin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hala rüya gibi geliyordu. Madrid'de salona girdiğim ilk anda gözlerimin dolmasının nedeni de buydu belki..Asla olamayacağını düşündüğün bir hayalin ortasındasın, oradaki şanslı birkaç bin adamdan birisin ve kenarda da o var...
Madrid'e yarı finalde yenildiğimizde önümde belki 50 yaşından büyük bi abi eşiyle hüngür hüngür ağlıyordu.Yanımdaki herkes sus pus oturmuş çaresizce sahayı seyrediyordu.O an ilk defa ihanete uğramış gibi hissediyorsun. Obradovic kaybedemezdi ama kaybetti.Kabullenmek kolay değil.Ve içinde asla ama asla o kupa olmayacak umutsuzluğu ve öfkesiyle dışarı atmak istiyorsun kendini. O an soyunma odasından çıkıp terli ve kıpkırmızı bir suratla tribünlere geldi ve önüne gelen her taraftara sarılmaya başladı. Söz veriyordu seneye tekrar çok daha güçlü geleceğiz diyordu. Tarifsiz bir güven duygusu ve gözyaşları o an.






